14 Haziran 2009 Pazar

Hayat ve Ölüm

Hayatın ölümle arasındaki en büyük fark ve arasındaki büyük yakınlık ne kadar şaşırtıcı. İncecik bir çizgi bir tarafı yaşam bir tarafı ölüm. Kimse gidip gelmediği için oranın asla nasıl olduğunu da bilemiyoruz aslında. Sahte bir yaşam içinde savrulup gidiyoruz. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğümüzde bile içimizde bir şüphe oluyor ya da her şeyin kötü gittiğini düşündüğümüzde bir ışık bize doğru geliyor ve bütün kötülükleri siliyor.

Yalan dünyasında yaşadığımız gerçek. Peki ölüm ne kadar gerçek? Cennet ve cehennem kavramı ne kadar gerçek. Yaşadıkça aslında o kavramdan çok cezanın ve mükafatın yaşarken olmasını istemiyor muyuz hepimiz. Her şeyi geçtim gidip geri gelen olmadığı için oranında ne kadar adaletli olduğunu da bilmiyoruz aslında. Ölümle ilgili bilinen tek şey bedenimizin toprak altına ateşe ya da denize gitmesi ve onların en derin yerlerinde çürümesi, erimesi, kaybolması. Gerisini bilmiyoruz ruh nerede bilmiyoruz. Yaşamda ise ruhun bedene hapsolmasını görüyoruz. Çocukluktan itibaren pis bez kokularıyla yaşamaya başlıyoruz. Oysaki toprağa gittiğimizde çiçeklerle yaşıyoruz. Denizde balık ve yosunlarla inançlarına göre yakılan insanlarda denize gidiyor genellikle zaten. Aslında bu kısımdan baktığımızda ölüm çiçek gibi kokarken hayat ise bok gibi kokuyor. O zaman ne yapmak gerekiyor? Sanırım en iyi çiçek kokularını alabilmek için olabildiğince uzun süre bok kokusuna katlanmak gerek. Yani en azından ben bunu seçmeyi iyi eylemekteyim :D

Okuduğunuz için teşekkür ederim can sıkıntısından dolayı yazdım gerekli görüp okuyanlara minnettarlığımı iletiyorum.