21 Aralık 2009 Pazartesi

Güven

Hayat boyunca güveneceğin insanı ararsın bulduğunu düşündüğün zaman dünyayı unutursun, hayatını ona göre çizersin doğrusuyla ya da yanlışıyla… İstediğin tek şey onunla beraber olmaktır. Olurda istediğin şey ama o kadar tehlikelidir ki yaptığın şey ufacık bir pamuk ipliğine bağlıdır. İnsanoğlu çiğ süt emmiştir çünkü vardır bir şeyler ve ilerde bu pürüzler karşına çıktığında ilişkinin bitmesi problem değildir. Geride bıraktığın depremden farksız enkazın içinde kaybolmuşsundur. Güvendiğin insan küçücük bir şeyle gider ama geride sana bıraktığı enkaz kalır belki onda da öyle bir şeyler kalmıştır aynı şeyi yaşıyorsundur ama sonuçta ortada bir problem vardır bu enkaz tek kişiye ait değildir iki tarafında suçu vardır. Enkazı yeniden ayağa kaldırma çabaları genelde boşa çıkar fakat eğer bunu başarabilirsen olmuşsun demektir. Ben hiç bu enkazı kaldıramadım. Buna gücüm hiçbir zaman olmadı ve sanırım olmayacakta. Geride bıraktığım enkazlar her geçen gün çoğalıyor çoğalırken bunlardan birini bile kaldıramamak acı veriyor…

Olmak için başka başka insanlarla daha ne kadar enkaz yaratacağımı bilmiyorum tek bildiğim şey var o da bu enkazların içinde kaybolduğum artık enkazlar o kadar büyüdü ki önüme bakamıyorum ve en azından birini toparlamak istiyorum bunun için enkazın diğer tarafında bulunan kişinin yardımına ihtiyacım var fakat dediğim gibi enkazın içinde öyle bir kayboldum ki karşıdaki insanı göremiyorum nereden başlayacağımı nereden toparlayacağımı bilmiyorum tüm parmaklarımda ayrı bir enkazın parçası var vücudum sıkışmış durumda her hücreme ayrı bir parça dokunuyor her parçada ayrı ayrı duygular hissediyorum. Acı, hüzün, dostluk, sevgi, yorgunluk, anılar, düşünceler hepsi canımı acıtıyor ama bunu hakkettim sanırım ve bu acıları çekmem gerekiyor. Acaba güven denen şey bu kadar şeyi yaşatıyorsa hastalık olabilir mi bunu merak ediyorum tedavisi varsa acilen buna ihtiyacım var. Bağımlı olduğumu hissediyorum enkazlardan kopamıyorum hiçbir parçayı birleştiremiyorum hiçbir parçaya kıyamıyorum. Birleştirmeye çalıştığımda sonunda çıkacak ayrı bir enkaza tahammül edebileceğime ihtimal vermiyorum. Güvenmiyorum. Kendimde dahil olmak üzere güvenemiyorum.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Çıkış ilerde sağda...

"Gerçek hayattan(!) alıntı filmler kadar gerçek olsa hayat" diyesi geliyor insanın genellikle bu tür filmler diğer uydurma filmler gibi mutlu sonla biter ve bu filmler genel olarak pek de sevilmezler. Dikkat ettiyseniz sevilen filmler daha doğrusu fanatiklik seviyesinde sevilen filmler hep beklenmedik sonuçlarla biten filmlerdir. Bunların çoğunda hep kötü olan sonuçla karşılaşırız. Buları severiz, çünkü hayatta bir o kadar acımasızdır. Arkadaşlık yoktur sevgi yoktur dostluk yoktur bol bol sahtekarlık vardır yalan vardır. Yapılan iyilik karşılığını bulur derler hep kaç kişi acaba gerçekten yaptığı iyiliğin karşılığında mükafatlandırılmıştır? Ya da kaç kişi yaptığı kötülüğün karşılığında ceza çekmiştir? İstisnalar kaideyi bozmaz ama eğer şöyle dikkatlice bakarsak ceza çeken kötüler ve mükafatlandırılan iyilerin çok azınlıkta olduğunu görürüz zaten. İyilik ve kötülük kavramı burada biraz bana ters gelmeye başladı sanki kötülük daha güzel bir şeymiş gibi herkes kötülük yarışına girmiş gibime geliyor. Bir kişiye arkadaş dediğin dost dediğin zaman onun sizi sırtından vurmasına bir adımdan daha fazla yaklaşmış oluyorsunuz artık. Yeni arkadaşlar yeni dostlar edinmek çok zor oldu benim için. Eskiden herkesle rahatça konuşur muhabbetimi ederdim insanların bu kadar fesat olduğunu düşünmezdim ama şu an fesat olduğunu düşünmekle kalmıyor görüyorum. Birazda salağım sanırım fesat olduğunu görsem de o fesat kişilere daha da iyilik yapmakta direniyorum. Yıllardır tanıdığım arkdaşlar dostlar bile değişiyor onlarda aynı yeni tanıştığım kişiler gibi sırtımdan vurmaktan çekinmiyor hiç. Hatta salaklıkta sınırlarımı zorlayarak o insanlarla arkadaşlığımı devam ettiriyorum nedense. Onların kırılmasından üzülmesinden korkuyorum sildiğim zaman. Gerizekalılığa bakın onlar beni sırtımdan vuruyor hiç korkmadan fakat ben "aman onlar üzülecek","vay beee Murat beni silmiş artık benle konuşmuyor dingile bak hele" diyecekler diye üzüleceğimden silemiyorum kendilerini. Kimseyle iki satır sohbet edemez oldum bu durumun beni hayattan iyice soyutladığını düşünmekteyim. Etrafımdaki kişiler bana bir şey sorduğunda utanarak, çekinerek, kekeleyerek cevap vermekten bıktım. Bir cevapta o kadar çok ince laf buluyorlarki nereden laf sokupta karşımdakini alt etsem diye uğraşır olmuş insanlar. Sanırım kendini beğenmişlik seviyesi oldukça yükselmeye başladı bu gidişle bazı arkadaşlarımızın G.tleri g.k(t)yüzüne ulaşacak. Yıllarca aynı mahallede oynadığım isnanların arkamdan ileri geri konuşmasından mı yakınıyım yoksa genel olarak insanlığın yozlaşmasından mı? O kadar yalnız kaldım ki şu dertlerimi konuşacak adam bulamadığımdan oturup kimseyle adam akıllı sohbet edemediğimden derdimi böyle sanal ortamlarda klavyem vasıtasıyla bilgisayarıma dökmekten başka çarem kalmadığını hissediyorum fakat sanırım bu da o kadar uzun sürmeyecek her şeyi geride bırakmayı düşünüyorum. Bir daha asla görünmemeyi. Ne insanların beni görmesini istiyorum ne de onları görmeyi. İnsanları ezilmesi gereken böcekler gibi görenlerden nefret ediyorum onlara yataklık ve yalakalık eden varlıklardan da. Bunu da bir ara belki ayrıca yazarım. Gözler bürünmüş yalan dolan ve küstahlıkla nereye gitsem aynı dert aynı tasa umarım bir yangın çıkışı bulurumda defolup giderim aranızdan ya da siz akıllısınız yangından kaçarsınız ben yangında kül olayım siz çıkın gidin çıkışlar ileride sağda yeşil olarak yazılmış "yangın çıkışı" tabelasını görürsünüz beni bırakın defolup gidin siz azad olun ben de kendimi azad edeyim hayatın boşluğundan. Cehennem bile sizin yalanlarınızdan daha doğru bir yerdir heralde...

14 Haziran 2009 Pazar

Hayat ve Ölüm

Hayatın ölümle arasındaki en büyük fark ve arasındaki büyük yakınlık ne kadar şaşırtıcı. İncecik bir çizgi bir tarafı yaşam bir tarafı ölüm. Kimse gidip gelmediği için oranın asla nasıl olduğunu da bilemiyoruz aslında. Sahte bir yaşam içinde savrulup gidiyoruz. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğümüzde bile içimizde bir şüphe oluyor ya da her şeyin kötü gittiğini düşündüğümüzde bir ışık bize doğru geliyor ve bütün kötülükleri siliyor.

Yalan dünyasında yaşadığımız gerçek. Peki ölüm ne kadar gerçek? Cennet ve cehennem kavramı ne kadar gerçek. Yaşadıkça aslında o kavramdan çok cezanın ve mükafatın yaşarken olmasını istemiyor muyuz hepimiz. Her şeyi geçtim gidip geri gelen olmadığı için oranında ne kadar adaletli olduğunu da bilmiyoruz aslında. Ölümle ilgili bilinen tek şey bedenimizin toprak altına ateşe ya da denize gitmesi ve onların en derin yerlerinde çürümesi, erimesi, kaybolması. Gerisini bilmiyoruz ruh nerede bilmiyoruz. Yaşamda ise ruhun bedene hapsolmasını görüyoruz. Çocukluktan itibaren pis bez kokularıyla yaşamaya başlıyoruz. Oysaki toprağa gittiğimizde çiçeklerle yaşıyoruz. Denizde balık ve yosunlarla inançlarına göre yakılan insanlarda denize gidiyor genellikle zaten. Aslında bu kısımdan baktığımızda ölüm çiçek gibi kokarken hayat ise bok gibi kokuyor. O zaman ne yapmak gerekiyor? Sanırım en iyi çiçek kokularını alabilmek için olabildiğince uzun süre bok kokusuna katlanmak gerek. Yani en azından ben bunu seçmeyi iyi eylemekteyim :D

Okuduğunuz için teşekkür ederim can sıkıntısından dolayı yazdım gerekli görüp okuyanlara minnettarlığımı iletiyorum.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Kaybettiğinin farkına varmak ama umut etmek...

Bazen insan öyle birboşluğa düşer ki ne yaptığını şaşırır. Ben bunu nedense bazen
değilde genelde yapıyorum ve pişman olmam hiçbir şeye yaramıyor. Sadece ben üzülsem yine
iyi etrafımdaki insanları da üzüyor ve onlarında kendilerini kısıtlamasına sebep oluyorum.
Üzdüğüm insanların hepsinden defalarca özür diledim ne kadar daha dilesem de az gelir.
Aslında hepsini o kadar çok seviyorum ki sevdiğimden ne yaptığımı bilemiyorum ve bu sevgi
fazla gelip bünyemin kaldıramamasından dolayı böyle saçmalıyorum.

Çok insan sevdim ve bu sevgimden dolayı çok insan kaybettim. Bazen hırslarıma yenik
düştüm hazmedemediğimden yine de sevdim elimden geldiğince belli etmedim -ne kadar bunu pek
beceremesemde-. Sevdim, seviyordum, sevdim ve yine seveceğim yine insanları üzeceğim yine
haketmeyen insanlara haketmediği şeyler yapacağım. Bunun sonu nereye varacak bilmiyorum
fakat gördüğüm zaman bütün iç organlarımın boşaldığını hissediyorum ve bunu hissettiğim
sürece devam edeceğini düşünüyorum.
Aşk galiba bu yaşanan olay çünkü başka şekilde tanımlayamıyorum. Belki de
yaşananlardan kaynaklanıyor bu her yerde onu görme her yaptığında onu düşünme ve her
düşündüğünde tebessümle beraberinde gelen gözyaşı damlası. Gülümserken değil ağlarken bile
onu düşünebilmek, oyun oynarken, televizyon izlerken, etrafı gözetlerken, geçen kızlara
yorum yaparken :), su içerken, yemek yerken, yolculuk yaparken, ken ken ken... hayatı
yaşarken her anından onu düşünebilmek güzel birşey belki ama zor oluyor böylesi de be. Her
an yanında hissederken onu isterken onun yanında olmadığını bilmek çok kötü, severken ayrı
kalmak çok kötü o kadar kötü ki hayatı yaşarken onu hatırladığın an buna son vermek geliyor
içimden.

Hiç böyle olmayacak gibiydi sanki hep yanımda kalacak hep benim olacak ve ben hep
onun olacaktım sanki. Telefonla aradığımda aşkım diye açacak yine saçma sapan espriler
yapacak durup dururken didişecek sanki benle. işte bunları daha çok düşündükçe daha çok
kafayı yiyorum bunları düşündükçe ve olmadığını görünce artık kaybettiğimin farkına
varıyorum. Biliyorum hayatta hep kazanmak yok ama benim hayatımda kazanmak yok sanırım aşk
sevgi ve arkadaş konusunda -sözüm meclisten dışarı bir kaç kişiyi tek geçerim hayatımda-.

O kadar çok şey yazılabilirki buraya ama ben bu akşam dinlediğim muhteşem grup 
MFÖ'nün etkisi ile bu akşama onların şarkı sözü ile nokta koymak istiyorum zaten bu şarkı
yaşadıklarımı yeterince anlatıyor umudum var benim de ama sönük bir umut yine de olsun benim
hala umudum var...

benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar sahibim var
benim hala umudum var
seviyorlar bazen soruyorlar
hayran hayran seyret
ister katıl ister vazgeç

güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter
boyun büküp önünde ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu?
bu fırtına durulur mu?
benden adam olur mu?
korkarım aşka zararım dokunur mu?

elvada sana yeter tamam
bitsin artık bu dram bu fotoroman
ham meyvayız hala
koparmışlar dalımızdan
güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin geçer gider
bıraksam kendimi
şöyle oh ne rahat
bu da geçer gülüm
yaşamana bak
alınacak dersler var
sorulacak sorular
bu da geçer gülüm bizden bu kadarn

28 Mart 2009 Cumartesi

İyilik varmış YAŞASIN FMK :D

Aylar önce bir konserde bize yardım eden bir insanın tekrar karşıma tesadüfen çıkması beni çok mutlu etti. Kimse yok mu çığluklarım duyuldu sanki bir yerlerden hala iyilik yapmayı ve bunu karşılıksız yapmayı isteyen bunu insanlara yaymak isteyen insanların varolması beni çok sevindirdi. www.fikiratolyesi.com adlı sitenin sahibi Tunç Kılın abimiz bize bunun varlığını kanıtladı ve bu düşünceyi yaymak için elinden geleni yapıyor ve bunu toplu bir hareket olarak yapmaya çalışıyor hareketin adını da faili meçhul kıyak olarak koymuş :D kendisine çok çok çok teşekkür ediyorum etrafımızda hala böyle insanların olduğunu görebilmek muhteşem ve lütfen herkes bu siteyi izlesin takip etsin ve bu harekete katılsın. Hepimizin yüzü gülsün unutulmuş sevgi geri gelsin :D

22 Şubat 2009 Pazar

Uyanalım Lütfen

İnsan, dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine, alet kullanma ve üretme becerisine sahip primat türü.*

 

Bu açıklamaya göre etrafımızda tonlarca insan ver değil mi? Peki insan gerçekten sadece bunlarla sınırlı olan bir varlık mı? Bence alakası yok. Bunlarla ilgili içimdekileri yazıya dökmek istiyorum tek tek bazılarına soyut, bazılarına somut olarak değinmek istiyorum.

İnsanın dik duruşu günümüzde ne kadar çok karşımıza çıkıyor herkes kendinden emin ve dik bir biçimde rahatça yürüyebiliyor. Peki insanlar kendinden nasıl bu kadar emin olabiliyor? Artık dik duruş sanki bana sahtekarlık gibi geliyor. Hepsinin sahtekarca geldiği gibi.

Beyine sahipmiş insanlar evet beyine sahip ama bunu ne yönde kullanıyor? Günümüzde pek iyilik için kullanılmıyor bence herkes çıkarcılık için kullanıyor beynini hatta bazıları bu kadar bile kullanamıyor beynini.

Soyut düşünme yeteneği, tek şey söyleyebiliyorum o kadar soyut düşünebiliyoruz ki hayat yalandan ibaret oldu artık doğru söyleyen görünemiyor etrafımızda.

Konuşma kabiliyetine sahibiz ama daha kendi dilimizi doğru dürüst kullanamıyoruz bunu da geçtim konuşma yeteneğimiz kişi başına yaklaşık olarak 1000-1500 kelime ile sınırlıdır belki bu fazla bile olabilir ki bu sözcüklerin yarısından çoğu da küfür gibi işe yaramayan şeyler.

Alet kullanma yeteneğine sahibiz aynı zamanda da üretiyoruz ve bunlar genel olarak yine çıkar doğrultusunda oluyor ve nasıl sahtekarlık yaparım diye yapılıyor artık her şey.

 

İnsanlık ne durumda peki? İnsanlık normalde çoğunlukla pozitif davranışları anlatmakta kullanılan, ve de kullanılırken fazlasıyla çelişki içinde bulunulan kelime**. Bu çelişki insan görünümündeki etrafımızdaki binlerce yaratık sayesinde oluyor. Herkes artık çok küçük düşünüyor hatta bir seviyede düşünmüyor belli bir kalıpta sürüklenip gidiyor. Bu konuda etrafımızdakileri de yargılamak biraz kötü olur çünkü içinde bulunduğumuz sistem düşünceleri yasaklayan bir sistem düşünceyi suç olarak algılayan bir sistem. Peki her ne kadar sistem kötü olursa olsun bu kadar iğrenç olmak zorunda mıyız? İçimizde ben hiç yalan söylemedim diyebilecek bir kişi var mı? Bunu gerçekten çok merak ediyorum. Hani artık pembe ufak yalanları bile geçtim etrafımızda o kadar büyük yalanlar var ki insanlar birbirini yemekle meşgul bunun yüzünden.

Hayatımıza devam ediyoruz… Her zaman bu mantık. Bizi nereye kadar götürecek? Pislik içinde yaşamaktan ne zaman vazgeçeceğiz koyun gibi etrafımızdakilerin emrideyiz. İnsan sözde düşünebilen bir varlık ama koyun gibi güdülmekten farkımız yok düşünmekten çok etrafımızda bir iki düşünen kişinin peşinden sürükleniyoruz ve buna yaşam mücadelesi ismini takıyoruz genel olarak. Bana yalan olmayan bir şeyi gösterir misiniz etrafınızda? Arkadaş diyorsunuz yalnız 2 dakika sonra arkanızdan konuşuyor. Bir dakika önce düşman olan insanlar çıkar işin içine girince birden dost oluyor nereye kadar böyle gidecek?

Eskiden örnek olarak iyi insanların gösterildiğini biliriz peki kim o insanları örnek alıyor? Ben etrafımda gördüklerimin binde birinde zor iyi insanlar buluyorum ve diğerleri de hiç örnek almak derdinde değil genel olarak kötüleri örnek alıyorlar. Bu durum sadece beni değil eminim herkesin canını sıkıyor ama kimse de kendimi düzelteyim diye bir çaba içinde de değil herkes hala nereden kendime çıkar sağlarım onun peşinde. Kimse kendinden önce yanındakini düşünmüyor artık.

İnsanlar ölüyor insanlık can çekişiyor ve ölmek üzere. Aileler ne yapıyor? Hangi anne baba evladına doğru dürüst ders verebiliyor? Anlamıyorum şu anda içinde bulunduğum gençliğe anne babaları mı git evladım çal, yalan söyle, kimseyi düşünme, arkadaşın olmasın, sadece kendini düşün, şerefsiz ol, arkadan konuş, pislik yap, insanları rahatsız et diyor?

Televizyon denen kutu insanları çok güzel eğitiyor sağolsun anne babalarda bunun pek farkında değil hala kimse iyi ve kötü yayını seçemiyor buna anne babalar dahil. Zaten çocuğun iyi ve kötüyü ayıramayacağı yerde anne babada ayıramazsa olacak olan şeyi yaşıyoruz. Düşünebiliyormusunuz bir program var yemek yiyorlar ve güzelim yemeklerin neresinden bir kusur bulurum diye uğraşmakla kalmıyor ev sahibi kaybolunca arkasından demediklerini bırakmıyorlar. Başka bir kanala geçiyorsun sevgi ilişkileri konu ama insanlar dostum dediği insanın sevgilisiyle yatıp kalkıyor ve bu gözler önünde çok iyi bir şeymiş gibi gösteriliyor. Eskiden hatırlıyorumda küçücük bir öpüşme sahnesi gelince kanal değişirdi yazık… Bitmedi başka kanala geçiyoruz alkol, sigara, uyuşturucu özendiriliyor, bir başka kanala geçiyoruz ki bu en kötüsü silah özendiriliyor mafya özendiriliyor öldürmek özendiriliyor. Anne baba da bu programları çocuğuyla beraber izliyor ve üzerine bunlar çok güzel program diyerek izlemeye devam eidyor.

Kimse farkında değil sanırım insanlık denen şey kalmıyor neredeyse bitti. İçinde bulunduğum gençlik sağolsun saçma sapan amerikan filmlerinden midir nedir üniversite hayatını özgürlük adı altında sapıtmak gibi görüyor alkol, sigara, uyuşturucu ve hatta cinsellik hat safhada ve buna kimse karşı koyamıyor. Konuşuyoruz haklısın diyor herkes ama kimse bunu değiştirmek için kendini düzeltmiyor yazık ediyorum kendimize çok yazık.

Sevgi kalmadı arkadaşlar çok yazık insanlar artık sevmiyor seviyorum dediği insana zarar veriyor, canını acıtıyor, onu bir seks objesi olarak görüyor hatta çok ileri gidip öldürüyor. Bu ne zaman değişecek? Lütfen biraz duyarlı olalım artık yeter bu pislik son bulmalı en azından şu andakinden daha az olmalı Atam bize bu yurdu bu hale gelelim satalım savuralım dostluğu kardeşliği bitirelim birliği beraberliği bitirelim diye bırakmadı. Kendimize gelelim.

 

Okuyan herkese teşekkür ederim bu sadece patlama noktasına geldiğim için ve kimseye içimi dökemediğim için yazdığım bir yazıdır – ki içimi hala dökemedim tam olarak anlattıklarım içimdekileri çok küçük bir kısmıdır-. Eğer bir şeyleri düşündürebildiysem ne mutlu bana.

 

*http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan

**http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=insanlik

19 Şubat 2009 Perşembe

Bıktım Bu Seslerden

Beynimin içinde sürekli sesler var. Hepsi farklı şeyler söylüyor vücudum, bedenim, ruhum ayrı tepkiler veriyor. Davranış bozuklukları başladı uyku düzenim tamamen yok oldu. İnsanlar beni strese sokuyor bu da migren ağrılarımın çoğalmasına sebep oluyor. Kimseyi anlamıyorum herkes sanki sahtekar oldu kendim dahil kimseye güvenim kalmadı. Nefret ediyorum kendimden ve bunun yüzünden kimseyide sevdiğim söylenemez. Konuşamıyorum artık rahatlayamıyorum sanki konuşunca başıma bir bela gelecek gibi hissediyorum. Çalamıyorum artık enstrumanımı akord bile yapamıyorum gibi geliyor sanki sesleri farklı duyuyormuşum gibi geliyor kendime güvenim resmen sıfırın altında. Kimseyi anlamıyorum kimseye anlatamıyorum çok kötü şeyler düşünüyorum kendime sahip çıkmaya çalışıyorum bir yandan da. Beynimdeki sesler artık beni daraltıryor bu sesleri duymak istemiyorum çünkü doğru karar vermemi engelliyorlar. Birinden destek almak istiyorum ama kimseden bu desteği alabileceğime inanmıyorum çünkü çoook fazla güvendiğim insanlardan bile hiç düşünmediğim şeyler gördüm ve duydum onların bana yardım edebileceğini düşünürdüm ama artık onlarında yarım edebileceğine inanmıyorum onlara da güvenim kalmadı. İçimdeki o en büyük en göz kamaştırıcı sese kulak vermek istemiyorum. Üzdüğüm herkesten özrdiliyorum tek tek hepsinden ben iyi bir insan değilim bunu fark ettim ya da fark ettirdiler diyeyim bu daha doğru olur. Heralde herkesten daha karaktersizimki bu kadar yalnız kaldım hiç istemediğim bir noktaya geldim. Umarım bu uçurumun kenarından bir an önce geri dönerim ve aşağı düşmekten kurtulurum. Rüzgar sürekli arkamdan ittiriyor ve her saniye o uçuruma daha da çok yaklaşıyorum hatta artık yaklaşacak bir şey kalmadı kenarındayım dediğim gibi düşmemek için direniyorum. Bu uçurumun kenarına gelene kadar üzdüğüm herkesten af diliyorum… Umarım özrümü kabul edersiniz. Herkes kendini biliyor…

8 Şubat 2009 Pazar

Beklersin... Gelmeyecek olsa bile...

Canın acır
Dur diyemezsin
Aşktır acıtan
Engel olamazsın

Bir türlü kontrol edemezsin hayatı
Akıp gider her şey
Sen orada olduğun yerde kalırsın
İnsanlar sana bakar, bir şeyler söylerler sürekli
Sen onları görmezsin, duymazsın, hissetmezsin.
Dünya umurunda değildir.
Bildiğin ve hissettiğin çok şey vardır
Ama aslında hepsi aynıdırda
Acı
O'nun acısı
Kavuşamamanın acısı
Hasretin, Özlemin acısı

Sürekli tüylerin diken diken olur
Sesi hep kualğındadır çünkü
Sürekli bir şeyler fısıldar sana
Şizofren olursun
Delirirsin
Hatta belki sonsuz bir uykuya dalarsın...

En önemlisi ise bunlar olurken o sana değer verir mi bilmezsin
Kim ne söylerse söylesin anlamazsın
Zaten söylenenleri dinlemezsinde
Tüm dünya bir yüreğin içindeki o ateşe odaklanmıştır senin için
Başka hiçbir şey düşünemezsin
O ateş seni öyle bir yakar ki kavrulursun
Cehennem azabı gibidir
Tek şey düşünürsün
O'nu

Beklersin...
Gelmeyecek olsa bile...

O'na Özlem...

Bilmiyorum kimin yari oldun
Kimin elini tutuyor kimin gözlerine bakıyorsun
Kimin için kalbin atıyor bilmiyorum
Tek bildiğim şey var sana doyamadım

Doyamadım elimi tutuşuna
Doyamadım gözlerinin bakışına
Doyamadım omzuma yaslanışına
Doyamadım masumca sarılışına

Şimdi nerdesin kimlesin?
Bilmiyorum...
Hatalıyım bunu biliyorum
Özür dilemek yetmiyor
Bunu da biliyorum

Kendimi affetmiyorum
Senden Affetmeni bekliyorum...

ooooooff of

değişen hisler
değişen insanlar
değişen dünyalar
bitti...

Kalmadı elimde hiçbir şey
her şey değişti
ve ben olduğum yerde kaldım...

Sahte insanlar
sahte ilişkiler
sahte sevgiler
sahte aşklar
sahte dünyalar
sahte hayatlar
yokum artık bitti...

Söndü alevler
Kalmadı EZGİler
Müzik kalmadı
Kalmadı anlamlar
Tek kalan şey benliğim
Tek varolan şey yokluğum