Ayıp, herkesin kendi bakış
açısı ile alakalı bir kavramdır. Yani, tanımadığınız bir kimseyi bir
hareketinden dolayı ayıplamak düşüncesizliktir. Eğer bir kimseyi ayıplamayı
düşünüyorsanız -ki bu da kimsenin haddine düşmüş bir şey değildir- önce
karşınızdaki kişinin ayıp kavramını öğrenmeniz gerekmektedir .
Eğer bir insanı ayıplamayı düşünüyorsanız, yüzüne karşı gidip ayıbını
anlatmanız gerekmektedir. Ardından hem bu konuda onun düşüncesini öğrenmeniz hem
de sizin düşüncenizi anlatmanız gerekir. Buna cesaretiniz yoksa zaten kendi
hatanızı düşünüp, susup oturmuşsunuz demektir. Karşınızdaki insanın yüzüne
söyleyemediğiniz ve ayıp olarak nitelendirdiğiniz hareketlerini başkalarına
anlatmak, arkasından veya uzağından bağırarak anlatmak gibi eylemler, sizin
ayıp kavramınızın oturmadığı anlamına gelir.
Medeniyet dediğimiz şey, bu sanatı beraberce yaşatabilmekten geçer.
Medeniyet apartman dairelerinde oturup kimsenin yüz yüze bakmadığı, birbirine selam
vermediği, oturup iki laf etmekten kaçtığı bir ilişki durumu değildir. İnsanları
tanıma, selam verme, iyisi ve kötüsüyle kabul etme kapasitesi medeniyettir. Bu
bağlamda dünyanın medeniyet çerçevesi altanıdaki komşuluk kavramı, asosyal
değil sosyal insanlar yaratmak ve bunları medeniyet içinde mutlu bir şekilde
yaşatmaktan geçer.
Bu kavramı halka öğretmek, içinde bulunduğumuz sistemde devletin görevi.
Fakat bütün devletler bunu tamamen unutmuş veya kafasından silmiş durumda.
Toplumlar ve devletler tamamen maddiyata yönelik kavramlar yaratma peşine
düşmüş. İnsanların özgür yaşam alanı altındaki yerler küçük parçalara bölünmüş
ve bu parçaların sadece 80 metre karesine hayatlar hapsedilmiş. Üzerine,
iletişimi koparmak maksadı ile farklı fikir duvarları örülmüş ve insanlar
birbirine bakmak ve konuşmaktan aciz bir duruma getirilmiştir.
Devlet adı altında paranın sahibi olduğunu iddia eden kurumlar, devletin
halka ait olduğunu söylemelerine rağmen, sahibi oldukları parayı insanlara
güçlü zorluklarla verip, ardından vergi adı altında bütün paralarını geri
alarak insanlara dünya adı altındaki gezegende hapis hayatı yaşatıyor. Her
ülke, vatandaşlarının özgür olduğunu savunuyor, fakat bütün özgürlüklerini
kısıtlıyor.
İnsanlar bu devletlerin yönetimi altında yaşayarak kendilerine nasıl bir
deney yapıldığının farkında değil. Kendisine para üretme yetkisi veren birkaç
insan, dünyadaki diğer insanlarının hayatını kontrol altında tutarak çok büyük
bir hapishane deneyi yapıyor.
İçinde bulunduğumuz bu sistemde, bütün insanlığımızı kaybetmiş halimizle
etrafa saldırıyoruz. Aslında en önemli zararı kendimize verdiğimizi
farketmiyoruz. Kendimize verilmesini istediğimiz değeri karşımızdaki insana
veremediğimiz sürece, medeniyet adı altında farklı görgü kuralları ile ayıplar
üretiyor ve birbirimize saldırıyoruz.
Birbirimizle iletişim kurmadan önce kendi küçük düşüncelerimiz çerçevesinde
hareket etmemeyi öğrenmeli ve biraz olsun aynaya bakmalıyız. Kendimizle
konuşmalıyız. Karşımızdaki insanın kavram dünyasında ne gibi düşünceler var
bilmiyorsak, susup oturmalı ya da kibarca gidip yüz yüze konuşmalıyız.
16 Şubat 2013 Cumartesi
28 Ocak 2013 Pazartesi
28.01.2013
Ertuğrul Sağlam ve Şenol Güneş istifa etmiş. Bursaspor’un
kendileri için efsane olmuş bir teknik adamı desteklememesi çok acı. Trabzonspor
zaten ayrı bir olay. Sen yönetim olarak Futbolcularına sahip çıkama. Ardından
teknik direktörünün istediği transferleri yapma ve istifasını kabul et. Bu
nasıl bir saçmalıktır? Türk milli takımının en büyük başarısında teknik direktör olarak görev yapmış ve Trabzonspor için son yılların en iyi teknik direktörü olmuş bir
adamdan vazgeçmek bu kadar kolay mı?
Dün akşam staddaydım. Maç esnasında Melo’nun tükürüp
tükürmediğini göremedim. Ama zaten Melo bitmiş bir pozisyonun ardından giderken
geri dönüp neden bu şekilde atarlandı anlamış değilim. Bende zaten kredisi
kalmamış bir futbolcuydu. Sezon sonuna kadar bile kalmasına gerek yok artık.
Böyle önemli bir maçta erken bir değişikliğe gidilmişken bu ne sorumsuzluktur?
Fatih Terim'e yaptığı saygısızlıktan bahsetmiyorum bile. Bence szöleşmesi
şimdiden feshedilmeli. Fakat diğer bir açıdan bakarsak Galatasaray Spro Klübü
kesinlikle bu karta itiraz etmeli. Televizyon yayınlarında hiçbir maddenin Beşiktaşlı futbolcuya gitmediğini gördüm. Yakın zamanda hakem raporuna rağmen
görüntülere bakılıp “tükürük değil ağızdan sıvı çıkmış” raporu verilen olaya
bakılarak burada da Melo öpücük atmış sıvı görülmemekte raporu alınmalı. Hatta
Beşiktaş oyuncusuna, tükürdü gibi tepki verdiği için "centilmenlik dışı hareket etti" diyerek olay farklı bir boyuta bile taşınabilir.
***
Ülkemizde yıllarca baskı üzerine bir düşünme
gelşitirilmiştir. Yani düşünme değil ezbere bir yargıda bulunma. Aslında biz de
bunlara birer örneğiz. Özgür düşüncenin ne demek olduğu hakkında hiçbir
fikrimiz yok. Bazı şanslı insanlar bu durumu kitap okuyarak, film izleyerek,
tiyatroya giderek ve bunun gibi sanatsal etkinliklerde bulunarak değiştirmiştir.
Fakat bu kesimin ülkemizde çok az olması resmen başımızda büyük bir beladır.
İnsanımız ne araştırma konusunda bir bilgiye sahip ne de bir konuda görüş
bildirebilme yetisine. Birçok insanın çok genel ve basit konularda bile bir fikri yokken biz bu insanların birey olmasını, iş sahibi
olmasını, yönetici olmasını ve hatta siyasetçi bile olmasını bekliyoruz. Ne
zaman donanımlı ve bu donanımı sayesinde kendi fikirleri olan bireyler
yetiştirirsek o zaman uygar bir ülke olma yolunda bir adım atmış oluruz
demektir. Fakat bu medya ve siyaset ortamında gençlerin bu şekilde gelişmesi
çok zor. Kendine aydın diyen insanlar bile o kadar içlerine kapanmışlar ki
bulundukları yerden çemberin dışını göremiyorlar. Aslında ülkenin kendilerine
ne kadar ihtiyacı var göremiyorlar. Onlar bunu göremediği için kendini aydın! olarak sıfatlandıran insanlar baş gösteriyor ve koyun olan insanlarımızı birer çoban olarak
yönetmeye devam ediyor. Asosyal ve apolitik halk durumu nasıl kurtaracağından
habersiz. İnsanın apolitik olması kadar saçma bir durum olabilir mi? Sen nasıl
bir insansın ki yaşadığın ülke ve dünya hakkında bir görüş sahibi değilsin?
Seni yöneten insanların nasıl kölesi olmayı kabullenebiliyorsun? Seni yöneten
insanlar saçma sebeplerle senin sanat eserlerinin sana ulaşmasına engel olurken
sen nasıl oluyorda susuyorsun ve bu konuda bir görüş sahibi olamıyorsun? Bir
eserin iyi yada kötü olduğu kimseyi ilgilendirmez. İçinde dünyayı kaosa
sürükleyecek bilgiler bile olsa bir kitabı yasaklamak diktatötlüktür. İnsanlar
iyiyi ve kötüyü kendileri ayırt edebilen varlıklardır. Eğer bunu ayırt
edemeyecek bir toplum yaratılıyorsa bu devletlerin ve hükümetlerin suçudur. Kitlesel olarak
yanlış eğitim verip bir ayrımcılık yaptığının en büyük kanıtıdır. Anneler ve
babalara önerim biraz olsun çocuklarını seviyorlarsa çocuklarına özgür
düşüncenin ne demek olduğunu öğretmeleridir.
24 Ocak 2013 Perşembe
24.01.2013
20 yıl önce bir gazeteci hiç haketmediği bir şekilde
öldürüldü. Şimdi ise kendisi için anma töreni düzenleniyor. Anma töreninde ise
ne kendisinin fotoğrafını görebilirsiniz ne de ismini. Genel olarak siyasi
örgütlenmelerin bayrakları ve saçma sapan propagandaları. Kimi neyi anmaya
geldiniz siz? “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağıran, nasıl olduğunu
anlamadığım şekilde bunu Uğur Mumcu’yu anma çerçevesi içinde gerçekleştiren
siyasi topluluklar. Bu nasıl bir şuursuzluktur? Sizin bu insana hiç mi saygınız
yok? Aydınlanmış çevre olarak kendini tanıtan bu insanların ne kadar
aydınlandığını düşünmek sanırım çok gereksiz. Hala ülkemiz her konuda siyasi
bir holiganizm içinde. İnsan, halk, özgürlük… Bunların hepsi önemsiz. Önemli
olan siyasi örgütlerimiz. Hepinizi ayakta alkışlıyorum sayın aydın kesim!.
***
Bir Galatasaray’lı olarak dün Fenerbahçe - Bursaspor maçını
gurula izledim. Yeni nesil oyuncularımız büyüklerine ve yöneticilerine tokat
atar gibi oynadı. Sahadaki hiçbir yabancının adı geçmedi. Gençler kendilerine
fırsat verilirse tecrübeyle beraber neler yapabileceklerini gösterdi. Benim
şanlı takımım Galatasaray ise hala genç! Emre Çolak’ı oynatıyoruz diye kendi
kendine avunsun. Yazık…
***
Ağaoğlu Davos’ta. Başbakan gitmiyor fakat yakın çevresi
bizzat Davos’ta hazır bulunuyor. Ayrıca ünlü ve tarafsız diye nitelendirdiğimiz
kanallardan birisi Ağaoğlu sponsorluğu ile sadece Ağaoğlunun konuşmasını
yayınlıyor.
2 Ocak 2013 Çarşamba
Yeni yıl gelmiş. Herkes nedense yeni yılımı kutluyor.
Kutlayanlara tek tek teşekkür etmedim. Zaten edememde. Bir günün çok şeyi değiştirebileceğine inananlardan olmadım - olamadım.
Geçen yıl kutladınız ne oldu? İyi dileklerinizi de ilettiniz ne oldu?
Hiçbir şey değişmedi. Bu şekildeki emperyalist düzenin insanlara zorla dayattığı özel günler bana çok saçma geliyor. Bu sistemin belirli günlerinde ben aklınıza geleceksem hiç gelmeyim daha iyi. Bence asıl özel olan belirlenmemiş olan günlerde aklına gelip aramak hal hatır sormaktır önemli olan. Emin olun insanların o şekilde aramasıyla yüzümün gülümsemesi çok daha güzel oluyor ve bana mutluluk veriyor. Belirli özel günlerde aramak yerine düşündüğün insanı düşündüğün o özel anda aramak çok daha anlamlı ve önemli geliyor bana.
Kutlayanlara hem kızıyorum hem kızmıyorum. Saçma bir düzenin içinde yaşarken o saçma düzenin belirlemiş olduğu eğlence zamanı resmen bu günler. Peki sonrasında ne oluyor? İnsan o eğlendiği geceyi özlemiyor mu? Bunun yüzünden depresyona girmiyor mu? Her gün ofis hayatına tıkıldığını bilmek insanı bunaltmıyor mu?
Abimle dün konuşurken yılbaşında ne yaptığını sordum. Arkadaşları ile geçirdiğini söyledi. Evde kendi aralarında güzel bir gece geçirmişler. Fakat aklına takılan bir şey vardı ve bunu hiç sorgulamamış sanırım. Sadece duruma sinir olmuş. Saat tam 00.00'da bütün televizyon kanalları reklama girmiş. Saçma bir şekilde merakla beklenen ve o dakika acaba televizyonda ne var diye televizyonu açan herkes beyinlerine aşılanan alışveriş mesajlarına kilitlenmek zorunda bırakılmış. İyi ki hiçbir şey izlememişim. En azından kendime faydalı bir iş yapıyordum o sırada. Zamanımı boşa tüketmediğime sevindim.
Ayrıca maddi açıdan bakılırsa, aklımızın belki de alamayacağı maddi meblağlar bütün dünyada gözümüzün önünden uçtu gitti. Kendilerini, kendi ürettikleri kağıt ya da madeni müsvetteler yüzünden zengin olarak adlandıran ülkeler yılbaşında harcadıkları parayı dünya barışı veya açlık sefalet çeken ülkelerdeki insanlar için harcasaydı sizce dünyadaki bütün insanların her sene dilediği o dünya barışı dileği gerçekleşir miydi?
Küçük bilgilendirme:
Saçma fotoğrafım belki biraz ilgi çeker diye koydum. Fotoğraf 2012 yılının yanlış hatırlamıyorsam Nisan ya da Mayıs ayında çekilmiştir. Umarım biraz olsun içimi sizlere dökebilmişimdir.
Kutlayanlara tek tek teşekkür etmedim. Zaten edememde. Bir günün çok şeyi değiştirebileceğine inananlardan olmadım - olamadım.
Geçen yıl kutladınız ne oldu? İyi dileklerinizi de ilettiniz ne oldu?
Hiçbir şey değişmedi. Bu şekildeki emperyalist düzenin insanlara zorla dayattığı özel günler bana çok saçma geliyor. Bu sistemin belirli günlerinde ben aklınıza geleceksem hiç gelmeyim daha iyi. Bence asıl özel olan belirlenmemiş olan günlerde aklına gelip aramak hal hatır sormaktır önemli olan. Emin olun insanların o şekilde aramasıyla yüzümün gülümsemesi çok daha güzel oluyor ve bana mutluluk veriyor. Belirli özel günlerde aramak yerine düşündüğün insanı düşündüğün o özel anda aramak çok daha anlamlı ve önemli geliyor bana.
Kutlayanlara hem kızıyorum hem kızmıyorum. Saçma bir düzenin içinde yaşarken o saçma düzenin belirlemiş olduğu eğlence zamanı resmen bu günler. Peki sonrasında ne oluyor? İnsan o eğlendiği geceyi özlemiyor mu? Bunun yüzünden depresyona girmiyor mu? Her gün ofis hayatına tıkıldığını bilmek insanı bunaltmıyor mu?
Abimle dün konuşurken yılbaşında ne yaptığını sordum. Arkadaşları ile geçirdiğini söyledi. Evde kendi aralarında güzel bir gece geçirmişler. Fakat aklına takılan bir şey vardı ve bunu hiç sorgulamamış sanırım. Sadece duruma sinir olmuş. Saat tam 00.00'da bütün televizyon kanalları reklama girmiş. Saçma bir şekilde merakla beklenen ve o dakika acaba televizyonda ne var diye televizyonu açan herkes beyinlerine aşılanan alışveriş mesajlarına kilitlenmek zorunda bırakılmış. İyi ki hiçbir şey izlememişim. En azından kendime faydalı bir iş yapıyordum o sırada. Zamanımı boşa tüketmediğime sevindim.
Ayrıca maddi açıdan bakılırsa, aklımızın belki de alamayacağı maddi meblağlar bütün dünyada gözümüzün önünden uçtu gitti. Kendilerini, kendi ürettikleri kağıt ya da madeni müsvetteler yüzünden zengin olarak adlandıran ülkeler yılbaşında harcadıkları parayı dünya barışı veya açlık sefalet çeken ülkelerdeki insanlar için harcasaydı sizce dünyadaki bütün insanların her sene dilediği o dünya barışı dileği gerçekleşir miydi?
Küçük bilgilendirme:
Saçma fotoğrafım belki biraz ilgi çeker diye koydum. Fotoğraf 2012 yılının yanlış hatırlamıyorsam Nisan ya da Mayıs ayında çekilmiştir. Umarım biraz olsun içimi sizlere dökebilmişimdir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)