25 Aralık 2010 Cumartesi

Zamanı geri alıyorum!... Acaba sizi orada görebilir miyim? :) Umarım oradasınızdır. :D

24 Haziran 2010 Perşembe

Bense yalnız kalmıştım

Sağa-sola baktım.
Uzun süre tekrarladım bunu.
Kendime geldiğimde kafamı kaldırdım.
Otobüs gitmişti. Ben yalnız kalmıştım.
Olduğum yerde kalakaldım.
Nefesim kesildi, nutkum tutuldu.
Yine ne yapacağım bilemedim gözlerim doldu.
Baktım tekradan.
Belki inersin diye arkasından baktığım yoldan otobüs gitmiş bense yalnız kalmıştım.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Yine her zamanki gibi yalnızlık kokuyor sabahlar...

Yine her zamanki gibi yalnızlık kokuyor sabahlar
Giden sevgilinin ardından anlaşılıyor gerçek dünya
Bir anda kendine getiriyor insanı
Buz kesiliyor dünya bir anda
Bu soğukluğa dayanamayan kalp atışlarım bir anda yavaşlıyor
Kulağımı tırmalayan çınlamalar bir anda yükseliyor gözlerim kararıyor
Gözüm hiçbir şeyi görmüyor
Sanki hayatta değilim ve soyut bir zamana geçiş yapmış gibiyim
Ne yapacağımı bilmiyorum tek bildiğim şey nerede yalnız kalacaksam hızla o yöne doğru uzaklaşıyorum
Kimsenin görmeyeceği ve yanıma yaklaşamayacağı en yalnız kalabidiğim yere koşuyrum
O sırada unuttuğum tek şey oluyor hayallerim
Onlardan da kurtulmam gerekiyor çünkü biliyorum
Her insan yalnızdır.
Sadece arada bir etrafında hayaller dolanır.
Yine kaçıyorum hayallerimden uzak başka hayaller bulmaya.

21 Mart 2010 Pazar

MARXist olmak isterken HÜMANizmi unutup KAPİTAList olmak

Marx'ı “marxist” olarak anlatmak yanlış gibime geliyor bence daha “hümanist” anlatılmalı. Marx kendi düşüncesini sevmiyordu insanın düşüncesini seviyordu. İnsan olan herkes denge için çalışmalıydı.

Marx’ın anlattığı sistem de herkes insan için yani kendi için dengeli bir şekilde çalışıyordu. Herkes bildiği ve istediği işi yapmalı ve o işi yeterince ne eksik ne de fazla yapmalıydı tamamen dengeli bir şekilde yapmalıydı. Mesleklerde denge olmalıydı ve herkes o mesleğin işçisi olmalı kesinlikle ne çırağı ne de ustası olmalıydı. Bunun olması için insanın doğar doğmaz o işi bilmesi gerekirdi ya da öğrendiğinde aile baskısı ile doğar doğmaz o işi öğrenmiş gibi yapmalıydı. Ve bunu yaparken asla dengeyi bozmamalıydı. Tüm insanlar bu şekilde dengeli işler yapıp dengeli beslenecek, dengeli çalışacak, dengeli uyuyup, dengeli uyanacaktı. Bunu her insan ister eminim ama bunu yapmak için herkes kendi insanlığını kullanabilir mi?

Her şeyden vazgeçmek ve tüm insanların eşitliği ve dengeli olabilmesi için çalışmak. Söylerken ne kadarda basit söyleniyor ama buna katlanabilecek insan bulabilir miyiz? Sanırım bu soruyu kime sorsam bana “Ben yapıyorum zaten ama herkes benim gibi değil. Başkası bana yapsın ben de onun için yaparım” der ve kestirip atar çünkü korkar belki zengin bir kişinin arabasına sahip olabilmek onun bu düşünceyi savunmasında başrolü oynayabilir ama iş paylaşmaya gelince sırtındaki yırtık tişörtü bile bir dilenciyle paylaşmaz. Sorduğum soruya ilk cevabı evet paylaşırım olur ardından ikinci cevabını gizli bir şekilde cevaplamış olur ama önce biri benimle benim hayatıma daha güzellik katacak bir şeyini paylaşsın. Yani kısaca cevabı “Önce ben kendimi kurtarayım sonra başkalarına bakarım”. Bu varsayımla yola çıkarsak hiç kimse bu duruma katlanamaz yani kimse eşit olmayı istemez farklı olduğunu göstermek ister bunu da eşitlikle yapamayacağı için bunu kabullenemez.

Komünizm dediğimizde akla ilk (18 Mart'tan (resmi olarak 26 Mart) 28 Mayıs 1871’e kadar süren) Paris Komünü gelir. Burada işçiler yönetime el koyar ve sözde yönetim işçilerin elinde olur yani aslında sözde insanların elinde olur. Fakat sevdiğimiz aynı zamanda da unuttuğumuz tek şey o zamanlarda bile insanlar üçerli dörderli gruplar halinde bir takım fikirler savunurlar. Yani düşünüldüğünde insan işini yapmıyor, uykusunu uyumuyor, dinlenmiyor ve düşünüyor düşünürken de bu hayatın düzenini sorguluyor. Yani dengeyi düşünceleriyle bozuyor. Yeni gelen komün sistemi bu seferde düşünerek dengeyi bozuyor yani insanların yaptığı iş kadar da düşünmesi gerekir eğer az çalışıp çok düşünürse burada denge bozulacaktır. Öyle de olmuştur. Dünyanın diğer ülkeleri daha az düşünür ve daha çok işini yaparken siz işi gücü bırakıp düşünmeye koyulmuşsunuz. Tarihinizi unutmuş, düşmanlarınızı unutmuş sadece ileriye yönelik yeni sistemlerin arayışı içerisine girmişsiniz. Komünün yıkılmasının sebebi ise farkında olmadan dünyanın düşünce dengesini bozmasıdır.

Marx’ın sistemindeki komün bu değildi. Marks’ın düşüncelerinin artık yok olduğunu düşünenler ve hatta Marx’ı hayatında duymamış ve duymayacak olan insanlar şimdiden kendilerini ölü olarak kabul edebilirler çünkü tahini unutanlar bırakın unutulmaya mahkum olmayı çoktan ölmüşlerdir ve bu dünyaya bir çivi bile çakmadan ufacık bir yapıtı olmadan göçüp gitmişlerdir. Marks’ın düşündüğü komün sistemi tamamen insnacıl bir şekildeydi. Aslına baktığımızda inandığımız tüm sistemlerde doğal dengeyi sağlayabilmek için düşünülmüştür. Fakat insan yeterince yaratıcı olamadığı için her sisteminde büyük ve küçük unsurlar bulunmaktadır. Her sistemin unsurları vardır ve bu unsurlar her sistemde kendisini belli konularda küçültür belli konularda büyütür. Dengeyi sağlamak doğal olmadığımız sürecede mümkün değildir. Her insanın doğal davranışları sergilemesi tüm düşünceleri kabul etmesi her düşünceden kendisinde ufak parçalar olmalıdır. Bu parçaların hiçbirini büyütmemeli ve de küçültmemelidir. İnsanın bunu yapmasına imkan yoktur.

Her insan kendisi için çalışır ve bundan dolayı her zaman kendisinin büyümesini ister. Kısa boylu küçük bir çocuğun yemek yediğinde veya süt içtiğinde anında boyunun uzamasını beklediği gibi. Bu büyüme cahil insanları öldükten sonra unutulmaya, bilgili insanları da (farkında olmadan ve genellikle) öldükten sonra kapitalist düzenin bir başyapıtı olmaya sürükler. Düşünceler insanın istediği vasfı büyütmesini sağlar. Yani hangi sisteme gidersek gidelim kapitalist bir düzene ayak uydurmuş oluyoruz. Düşünsenize Marx hiçbir zaman kitaplarının parayla satılmasını ister miydi? Eğer düşüncelerini parayla satarsa kim ondan parayla düşünce almak isterdi? Ayrıca düşüncesini direk insanlara anlatmak yerine parayla satsaydı kendi düşündüğü sisteme ihanet etmiş olmaz mıydı? Marx anlattığı sistemde kitabının bir ücrete karşılık satılmasını istemezdi zaten o sistemde insanlar istediğini ücretsiz edinebileceği bir dünyada yaşardı. Ayrıca düşüncesini para ile satmak isteseydi yarattığı dünyanın kapitalist bir insanı olurdu. Kapitalist düzenin istediği ise şu an uyguladığı şey ise hümanizmin tam dışında. Karakterler olmalı ama bu karakterler o kadar az olmalı ki varolduklarında ufacık küçücük olmalı, görünmemeli ama varolmadıkları zamanda ise o kadar büyümeli ve o kadar gözle görünür hale gelmeli ki herkes o kaybolan şeyin varolduğu zaman ne yaptığını öğrenmek istemeli. Varolduğunda biriktirdiği o görünmeyen ufacık tefecik hayatını (aktardığı kitaplar, onun için yapılan resimler, onun olduğu fotoğraflar hatta ve hatta yaşarken kullandığı hiçbir düşüncesini aktarmadığı eşyalar) bile paha biçilemez hale getirilip yüksek ücretlerle satabilmeli.

İnsanlar bir gün hiç varolmayacak ve işte o zaman komünist düzen oluşabilecek çünkü insan içindeki kazanma hırsıyla gelen kapitalist düzeni asla yıkamayacak. Eğer bunu yıkmak isterse kendi yarattığı kapitalizm sayesinde hayatına veda edecek. İnsanlar varolduğu sürece kapitalizmin kazanma hırsı ne yazık ki bütün hümanist düşünceleri yenecek. En Bilgili olduğunu sanan insan da tamamen kör cahil olduğunu düşünen insanlarda kapitalizmin kusursuz öğeleri gibi görünüyor. Marxsist olan her insanda insan olduğunu unutup kapitalizmin kurbanı olacak.

9 Mart 2010 Salı

Refleks

Refleksler gün geçtikçe çeşitli alanlara da giriyor. Düşerken tutunmaya çalışmak, darbeye karşımızı kendimizi korumak, bir anda gelen su birikintisinden kız arkadaşını korumak gibi reflekslerin yerini artık yeni tanıdığın bir insana seni seviyorum demek gibi bazı ağız refleksleri aldı. Dudaklarımız tıpkı bir refleks misali insanlara çok önemli ve değerli kelimeleri bir anda oluşan bir refleksle karşısındaki herhangi bir insana aktarabiliyor veya düşünce refleksleri hiç tanımadığın ve sana pek iyiliği dokunmayacak insanları anlık düşüncelerle çok güvenilir olarak düşünebiliyorsun. Sorun şu ki bu refleksler bazı darbelere maruz kalmadan uzun süreli yaşanıyor. Karşındaki kişiden aslında hoşlanmadığını görünce ya da ondan kötülük gördüğün zaman bu yaptığın reflekslerin bir anda seni ne kadar kötü şeylere sürüklediğini görüyorsun. O kadar kuvvetli ki bu refleksler insan bir anda beyninden gelen o ilk nefret ve zarar vereceği düşüncesini unutturuyor ve bu refleksler o kadar kötü ki vücudun normal bir refleksi olmadığı için anlık bir sürede olmuyor uzun sürebiliyor.

Bu reflekslerin çok acısını çekmiş biri olarak yaptığım şeyler artık beni düşünme yoluna götürdü. Son durak ve mecburi iniş butonuna basmalıyım yoksa bindiğim bu otobüsle beraber ben de garaja kilitleneceğim ve son yolculuğumu ömrümün geri kalanını kilitli olarak geçireceğim bir otobüste yaşayacağım. Bunu yapmak istemiyorum ve otobüse hayatımda önce değerli sandığım ama sonradan ne kadar çıkarcı insanlar olduğunu gördüğüm insanları o otobüse kilitleyip sonsuzluğa yolluyorum. Umarım bu otobüse kitlediğim insanlar kendi duraklarına geldiklerinde anahtarı bulup oradan çıkabilirler ama lütfen bir daha o duraktan geri dönmesinler bir daha hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum…

Anlayan ve üstüne alınanlara…

5 Ocak 2010 Salı

Orta Parmak

Yaşadığım sürece onlarca pislik gördüm ama pislik dediğin öyle bir şey ki koskocaman bir beyaz sayfada küçücük pislik göze batar. Bense hayatımı o kadar iğrenç hissediyorum ki etrafımdaki insanlar artık sayfadaki beyazlığı leke olarak görüyor sanki. Yaşıyoruz buna şüphe yok ama yaşadığımız süre içinde neler yapıyoruz etrafımıza hiç bakıyor muyuz. Etrafımıza baktık diyelim kendimize bakıyor muyuz aynı eleştirel gözle? Ne tür pisliklerin içindeyiz hangilerine biz de katkıda bulunuyoruz? Boka batmışız acaba haberimiz var mı?

İşin daha çok zarar gören tarafında olmak iyi mi kötü mü bilemiyorum artık. Dünyadaki değerlerin değiştiği ortada ve bu değişim sanki anne babaların çocuklara eğitiminde nasıl sahtekarlık olunur dersleri vermesine sebebiyet veriyor gibi. Peki bu durumda bu dersleri vermek istemeyen anne babaların çocukları ne olacak?

Mutluyum ailemden dolayı ne annem ne babam bana sahtekarlığın iyi bir şey olduğunu öğretmedi. İşin enteresan olan yanı sahtekarlardan yara yedikçe daha mutlu olmak. Öyle olmadığını görmek insanı çok mutlu ediyor.

Hayat yalancılarla pisliklerle dolmuş ve hayat bu olmuş öyleyse ölürken hayata bakıp gülümseyerek kocaman bir orta parmak göstermek istiyorum...